Hidronefrozun sebebi nedir

PYELEKTAZİ – HİDRONEFROZ (GEBELİKTE BEBEK BÖBREĞİNDE GENİŞLEME, BÜYÜME)

HAMİLELİKTE FETAL (BEBEKTE) PYELEKTAZİ – HİDRONEFROZ

Bebeğin böbreğinin idrar toplayan kısmına renal pelvis (böbrek pelvisi) denir. Gebelikte böbrek pelvisinin ön-arka çapı 4 – 10 mm arasında olacak şekilde genişlemesine hafif pyelektazi (hafif hidronefroz) denir. 10 mm’nin üzerinde genişleme söz konusu ise bu duruma ciddi pyelektazi veya hidronefroz denir.

Gebeliklerde yüzde 1-4 oranında bu genişlemeye rastlanır. Ancak sadece 500’de birinde bu ciddi bir probleme sebep olur. Bebekte renal pelviste genişleme var ise ürolojik (idrar yolları ile ilgili) problem olasılığı artar. Bunun yanısıra pyelektazinin özellikle down sendromu olmak üzere bazı kromozomal anormalliklerle de zayıf bir ilişkisi vardır. Daha şiddetli hidronefrozda üriner sistemle ilgili bir anormallik olma riski artar. Ancak pyelektazinin şiddeti kromozomal anormallik bulunma olasılığını arttırmaz.

Hafif hidronefrozda bile (4-10 mm arası, grade 1. 2) down sendromu ve diğer kromozomal anomalilerle ilişki vardır. Bu yüzden hafif pyelektazi varlığında bile detaylı ultrasonografi ile down sendromu şüphesi yaratacak başka bir anomali varlığı araştırılmalıdır. Bilim adamlarının görüşü hidronefroz dışında başka bir anomali saptanmamışsa ve başka bir risk faktörü yoksa genetik inceleme için amniosentez yapılması şart değildir şeklindedir. Çünkü ileri anne yaşı veya riskli üçlü-dörtlü test gibi başka bir durum yoksa sadece hidronefroz varlığında Down sendromu olma riski düşüktür (300’de 1 ‘den az). Eğer anne yaşı 35’den büyükse, hidronefroz dışında başka bir anomali saptanmışsa (renal veya ekstrarenal), ikili-üçlü-dörtlü vb. testlerde yüksek risk çıkmışsa bu durumda amniosentez ile genetik inceleme önerilmektedir.
Hidronefrozun sebebi nedir?
Pyelektazi doğumdan sonra da devam ediyorsa genellikle üreterin (üreter: böbrekten idrar torbasına doğru idrarı taşıtan boru şeklinde yapı) böbrek pelvisiyle birleştiği yerde bir tıkanıklık ya da vezikoüreteral reflu (idrar torbasından böbreğe doğru idrar kaçışı olması) sebeptir.
Daha nadir görülen sebepler posterior üretral valf, üretral atrezi, ektopik üreterosel, çift toplama sistemi gibi ürolojik anormalliklerdir.

Hidronefrozun takip ve tedavisi:
Bebekteki hidronefrozun gebelik boyunca artış veya azalma açısından aralıklarla ultrason ile takip edilmesi gerekir. Her iki böbrekte ciddi pyelektazi veya hidronefroz varsa daha riskli bir durumdur ve bebeğin suyu azalabileceği için suyunun takip edilmesi gerekir. Aşırı oligohidramnios (su azalması) durumunda erken doğum gerekebilir. Gebelik ilerledikçe renal pelvis genişliği artıyorsa ve genişlik çift taraflıysa böbreğe zarar verme olasılığı artar. Doğumdan sonra bebeğin böbrekleri ultrason ile tekrar değerlendirilmelidir. Genişlemenin az olduğu ve tek böbrekte olduğu durumlarda ya doğumdan önce düzelme olur ya da doğumdan bir kaç ay sonra genellikle kendiliğinden düzelme olur. Ancak genişleme fazla ise genellikle çocukluk çağında ameliyat gerekir. Doğumdan sonra yapılan ultrason ölçümleri ile ve bazı testler ile ameliyata gerek olup olmadığına karar verilir.

RAHİM (ENDOMETRİUM) KANSERİNDE RADYOTERAPİ

JİNEKOLOJİK KANSERLERDE RADYOTERAPİ (IŞIN TEDAVİSİ, ŞUA TEDAVİSİ)
Radyoterapi (radyasyon tedavisi, şua tedavisi) yani halk arasında bilinen ismiyle ışın tedavisi kanser hücrelerinin DNA’sına zarar vererek, bu hücrelerin bölünmesini engelleyerek yok etmeyi amaçlayan tedavidir.

Eksternal radyoterapi:
Hastaya dışarıdan yöneltilen cihazlarla ışınlar göndererek yapılan tedavidir, röntgen filmi çeker gibi ışınlar dışarıdan hastalıklı bölgeye yönlendirilir, hastanın içine cihaz sokulmaz.
Eski yıllarda klasik 2 boyutlu radyoterapi yöntemlerinde x-ray veya floroskopi yöntemleriyle belirlenen vücut noktalarına göre ışın hizalanarak kanserli alana verilmeye çalışılırdı. Ancak bu yöntemde normal ve hastalıklı alanı ayırmak zor olduğundan normal dokular da çok fazla ışın alır, bu nedenle radyoterapiye bağlı yan etkiler fazla olur.
Günümüzde artık hemen her hastanede 3 boyutlu ve CT (tomografi) destekli radyoterapi cihazları bulunur. Bu yeni cihazlar kanserli alanı üç boyutlu olarak bilgisayar ortamında işaretler ve ışınları kanserli dokuya odaklar, normal dokulara ışın verilmemesi için bilgisayarda işaretlenir. Bu sayede kanserli alana maksimum seviyede ışın verilirken normal dokular ışından uzak kalır. Bu yöntemle hem radyoterapinin etkinliği fazla olur hem de istenmeyen yan etkiler daha az olur.

Brakiterapi (İnternal radyoterapi):
Hastanın hastalıklı organının içine veya yakınına yerleştirilen kateter, iğne, implant gibi aletlerle radyoterapinin verilmesi ise brakiterapi olarak adlandırılır. Örneğin endometrium (rahim) ve serviks (rahim ağzı) kanserinde alttan rahim ağzına hatta rahim içerisine kadar sokulan cihazlar ile ışın hastalıklı bölgenin içerisine kadar verilir, buna brakiterapi denir.

RADYOTERAPİ YAN ETKİLERİ
Radyoterapi (ışın tedavisi, şua tedavisi) ile oluşan yan etkiler ışınların normal dokulara da ulaşmasından kaynaklanır. Her ne kadar hastalıklı alana ışınlar odaklansa da hastalıklı alanın arkasında, önünde ve etrafında bulunan normal organlar ışınlardan az da olsa etkilenir ve bu nedenle bazı yan etkiler oluşabilir. Bu yan etkilerin bazıları radyoterapi sırasında veya hemen sonraki günlerde meydana gelir, bunlara erken yan etkiler denir. Radyoterapiden aylar sonra ortaya çıkan yan etkilere de geç yan etkiler denir:
Erken yan etkiler: Yorgunluk, ishal, sitopeni (kan hücrelerinin azalması), karın ağrısı, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, aniden idrar gelme hissi, ciltte kızarıklık ve kaşıntı, döküntü olması…
Geç yan etkliler: İnce barsak perforasyonu, barsak tıkanması, makattan kanama olması (proktit), vajinada darlık, fistül (idrar torbası veya barsak ile vajina arasında delik oluşması), bacak ödemi, sekonder maligniteler, yumurtalıkların radyoterapiden etkilenmesi nedeniyle kısırlık ve erken menopoz.

RAHİM (ENDOMETRİUM) KANSERİNDE RADYOTERAPİ
Rahim kanserinde genellikle ilk uygulanan tedavi ameliyattır. Ameliyat sonrası patoloji sonucuna göre evresi ve hastalığın türü belirlenen hastaların bir kısmına ışın tedavisi (eksternal radyoterapi veya brakiterapi) önerilir.
Ciddi hastalıklar gibi nedenlerle ameliyat olamayacak, anestezi alamayacak hastalara ilk tedavi yöntemi olarak nadiren radyoterapi (şua tedavisi, ışın tedavisi) uygulanabilir.
Tedaviden sonraki yıllarda olan tekrarlama (nüks) durumlarında ameliyat veya ışın tedavisi uygulanabilmektedir.

YUMURTALIK (OVER) KANSERİNDE RADYOTERAPİ
Yumurtalık kanserlerinde radyoterapi (ışın tedavisi) çok nadiren uygulanır. Over kanserlerinde en yaygın uygulanan tedavi yöntemleri ameliyat ve kemoterapidir. Radyoterapi sadece bazı organ metastazlarında ve palyatif amaçla uygulanır.

NORMAL SMEAR SONUCU

ANORMAL SMEAR SONUÇLARI
SMEAR TAHLİLİ SONUÇLARI
Smear testi (Pap test) rahim ağzı kanser tarama testi olarak bilinir. Kadınlarda rahim ağzı yani serviks kanserini oluşmadan önce saptamak amacıyla yapılır. Rahim ağzı kanseri (servikal kanser) çoğu kanserde olmayan bir özelliğe sahiptir: Rahim ağzındaki hücreler kansere dönüşmeden önce daha hafif bazı değişiklikler geçirirler. Rahim ağzı kanser tarama testindeki amaç bu değişiklikleri saptamakdır, bu sayede kanser daha oluşmadan önlem alınma imkanı vardır.

Smear testi yapılan kadınlar çoğunlukla normal bir sonuçla karşılaşırlar ancak nadiren anormal smear sonuçları rapor edilir. Bu anormal sonuçlar çeşitli şekilde sınıflandırılırlar. Smear sonuç kağıdında kısaca ASC-US, ASC-H, LSIL, HSIL, AGC gibi belirtilen durumlar olabilmektedir, bu anormal sonuçların ne anlama geldiği aşağıda detaylı olarak açıklanmıştır.

NORMAL SMEAR SONUCU
Tüm smear testlerinin yaklaşık %95 kadarı normal sonuç olarak rapor edilir. Sonuç tamamen normal olan smear testleri genellikle herhangi bir ekstra müdaheleyi gerektirmez ve hastanın normal aralıklarla smear tahlili yaptırmaya devam etmesi önerilir. Ancak her smear raporu, sonuç normal yazılmış olsa bile mutlaka bir hekime gösterilmelidir.

Normal smear tahlili sonuç kağıdında genellikle şu ifadelerle yazılır:
– İntraepitelyal lezyon ya da malignite yönünden negatif
– İntraepitelyal lezyon yada malignite yönünden negatif inflamasyonona sekonder reaktif hücresel değişiklikler
– Malignite veya intraepitelyal lezyon yönünden negatif servikovajinal smear inflamasyon bulguları
– Bazı raporlarda infeksiyon veya inflamasyon bulguları izlenmiştir, tedavi sonrası tekrar smear alınması önerilir şeklinde belirtilir.

“Malignite” terimi kanser anlamına gelir. Üstteki ifadelerde malignite izlenmediği (negatif) yani kanser benzeri bir bulguya rastlanmadığı ifade edilmektedir.

ASC-US
(Atypical Squamous Cells Of Undetermined Significance = Önemi Belirlenemeyen Atipik Squamöz Hücreler )
Tüm smear testlerin in yaklaşık yüzde 3-5 kadarında sonuç ASC-US olarak değerlendirilir. Serviksi kaplayan yassı epitel hücrelerinde klinik önemi belirsiz değişiklikler gözlenir. Smear sonucunda ASCUS saptanması durumunda imkan varsa HPV DNA testi de yapılarak birlikte değerlendirilir veya bu test zaten smear ile birlikte yapılmıştır. HPV DNA testinde high risk yani yüksek riskli HPV pozitifliği saptanmışsa bu durumda genellikle kolposkopi yapılarak rahim ağzı ayrıntılı değerlendirilir. HPV saptanmamışsa çoğunlukla kolposkopiye gerek görülmez. ASCCP güncel önerisi bu şekildedir. Kolposkopi veya başka bir yöntemle değerlendirmeye hekimin muayene ve diğer bulguları ile birlikte karar verilir.
HPV DNA testi yapma imkanı yoksa 1 yıl sonra tekrar smear testi yapılarak hastanın değerlendirilmesi önerilir (ASCCP).
Smear sonucu ASC-US olan bir hastanın kolposkopi ve biyopsi ile ileri değerlendirmesi sonucunda CIN2, CIN 3 veya daha ileri bir lezyon saptanma ihtimali aşağıdaki diğer smear sonuçlarına göre daha düşük ihtimaldir. ASC-US herhangi bir kanser çeşidi veya kanser ismi değildir, hastada kanser olduğu anlamına gelmez. Sadece daha ileri değerlendirmelerle kanser oluşmadan önlenmesi gereken lezyonlar olabileceği anlamına gelir. O yüzden hastaya smear sonucu tamamen normalmiş gibi davranılmaz, daha yakın takip önerilir. Smear sonucunda ASC-US saptanan hastaların büyük çoğunluğunda rahim ağzında kanser veya kansere benzer erken lezyonların hiçbirisi saptanmaz.

ASC-H
(Atypical Squamous Cells Cannot Exclude High-Grade Squamous Intraepithelial Lesion = Yüksek Dereceli Squamöz İntraapitelyal Lezyonlardan Ayırt Edilemeyen Atipik Squamöz Hücreler)
Tüm smear sonuçlarının %1’den az bir kısmında bu sonuç ile karşılaşılır. Smear sonucunun ASC-H gelmesi yüksek dereceli lezyona benzeyen ancak tam ayırt edilemeyen hücreler izlendiği anlamına gelir ve kolposkopi ile rahim ağzının ayrıntılı değerlendirilmesini gerektirir (ASCCP).
Smear sonucunda ASC-H saptanan hastanın kolposkopi ve biyopsi ile ileri değerlendirmesi neticesinde CIN2, CIN3 veya daha ileri dereceli bir lezyon saptanma ihtimali ASC-US sonucuna göre daha yüksektir. Bu sonuç hastada rahim ağzı kanseri olduğu anlamına gelmez, sadece düşük bir risk olabileceğini gösterir ve ileri değerlendirme yapılması gerektiğini bildirir. ASC-H terimi bir kanser türünün ismi veya kanser çeşidi değildir.

LSIL (LGSIL)
(Low Grade Squamous Intraepithelial Lesion = Düşük Dereceli Squamöz İntraepitelyal Lezyon)
Bütün smear sonuçlarının yaklaşık %1 kadarında LSIL sonucu ile karşılaşılır. Serviksi kaplayan hücre tabakasında hafif derecede değişiklikler vardır. Bu durum saptandığında kolposkopi yapılır ve gerekirse biyopsi alınabilir. Smear sonucunun LSIL olması sonrasında yapılan kolposkopi ve biyopsi neticesinin CIN2, CIN3 gelme riski HSIL smear soncuna göre daha düşüktür. Hastaların büyük kısmında ileri değerlendirme sonucunda rahim ağzında hiçbir hastalık olmadığı görülür ancak az sayıdaki hastada kanser öncüsü lezyonlar saptanır, bu nedenle ileri değerlendirme yapılması gerekir. LSIL terimi bir kanser türünün ismi veya kanser çeşidi değildir.

HSIL (HGSIL)
(High grade Squamous Intraepithelial Lesion = Yüksek Dereceli Squamöz İntraepitelyal Lezyon)
Smear sonuçlarında en nadir raslanan tanılardan birisidir, %1’den az oranda görülür. Bu durum saptandığında kolposkopi (endoservikal küretaj yani ECC dahil) ve konizasyon, LEEP gibi yöntemlerle rahim ağzından parça alınarak patolojik inceleme yapılmalıdır. Kansere ilerleme riski diğer lezyonlara göre daha fazladır.Biyopsi sonucunda CIN2 ve/veya CIN 3 gelme riski yaklaşık yüzde 60-70’dir. HSIL terimi bir kanser türünün ismi veya kanser çeşidi değildir.

AGC
(Atipical Glanduler Cells = Atipik Glanduler Hücreler)
Smear sonuçlarında nadiren rastlanan bir tanıdır. İleri değerlendirme için kolposkopi ve ECC (endoservikal küretaj) yapılır. 35 yaş üzerinde ve veya endometrium ca açısından risk taşıyan hastalarda endometrial biyopsi de eklenir ECC’ye. Bunların sonucuna göre tedavinin devamına karar verilir. AGC terimi bir kanser türünün ismi veya kanser çeşidi değildir.

Smear testi sonucu kaç günde çıkar?
Smear testinin yapıldığı hastaneye göre çok değişkenlik gösterebilir, birkaç gün ile birkaç hafta arasında sürede rapor edilebilir sonuç. Hastanenin patoloji veya sitoloji bölümündeki yoğunluk bunda temel belirleyeci faktördür.